TARTIŞMAK!.. 

 

İnsan yaşamında tartışma her zaman ve her alanda yaşantımız içine giren bir kavramdır. TDK sözlüğündeki anlamını bir kez daha hatırlayalım.

TARTIŞMA.

  1. Birbirine karşıt düşünceleri karşılıklı savunma:
  2. Ağız kavgası, münakaşa:
  3. Bir sorun üzerine sözle veya yazılı olarak karşılıklı, bazen de sertçe savunma:

TARTIŞMAK.

  1. Bir konu üzerinde, birbirine ters olan görüş ve inançları karşılıklı savunmak:
  2. Ağız dalaşı yapmak, münakaşa etmek:
  3.  Karşı karşıya durum alıp elle birbirinin yoklayarak zayıf  yanlarını aramak:

Her nedense bu anlamlar içinde birincilerini pek kullanmayız ve hemen ikinci üçüncü anlamlarda başlarız mücadeleye. Yapılması gereken görüşlerin karşılıklı olarak ortaya konması, değerlendirilmesi, savunulması iken, ağız dalaşı, kalemlerin kavgası bunların yerini alır. İş bu noktaya geldiğinde, tartışmaya saygılı davranmak isteyenler, konuya yumuşak şekilde müdahale edince de;

-“Tartışmıyoruz, aramızda konuşuyoruz” derler.

Aslında bur da tartışmak, ikinci ve üçüncü anlamda algılamakta. Oysa tartışmalara değer verilmeli. Kavga olmamalı. Herkesin kendi düşüncelerini ortaya koyması sergilemesi, irdelenmesi, doğru olduğuna inanılan birkaç görüş  ortaya çıkmasıdır. İlle de sonunda uzlaşmak ve anlaşmak gerekmez. Eğer böyle yapılırsa ister istemez herkes sadece karşısındaki görüşleri değil, kendi savunduğu görüşleri de gözden geçirip yeniden değerlendirme fırsatını bulur. Bu da kişinin gelişmesinde en güzel bir şeydir.

Tartışmada herkes, düşüncelerini, duygularını özgür olarak, bağımsız bir şekilde, içinden geldiği gibi davranarak, inanmadığı doğru bulmadığı görüşleri baskı altında tutmamalı. Yol göstermenin yeri olabilmeli, ama ürkütmenin, yıldırmanın, yasak koymanın bulunmaması gerekir.

Her toplumda koşullardan doğan yasalar olabilir. Bizler buna uymak zorundayız. Ülkelerin ve koşulların getirdiği yasaların çerçeveleri çok geniş veya dar olabilir. Bizlere düşen yasalar çerçevesinde bütünüyle özgür olmak gerekir. Yasalardan başka, kendi düşüncelerini baskı altında tutmaya çalışanlara boyun eğmemeli. Yasalar dışında, belli kişiler veya kurumların yaratmaya çalıştığı özel yasaklar ise, ufacık çıkarlardan, dar görüşlerden, bilgisizlikten, geri kafalılıktan, kıskançlıktan, bir çok saçma düşüncelerden ve duygulardan çıkar.

Bazen tartışmalar, söylenenlerin tam anlaşılmamasından, dinlenmemesinden veya yazılmış olanların iyi ve bilenlerce  okunup anlaşılmamasından, şöyle bir bakıp geçilmesinden sonra olur olup tartışmaya girmesinden çıkar. Buradaki esas olan hata da, karşısındakinin ne söylediğini anlamaya çalışmaktan çok, kendi kafasına uyan şeyler konuşuluyor mu veya yazılıyor mu sadece ona bakılmıştır.

Aynen Montaigne’nin söylediği gibi.

“ Biri çıkıp bizim düşüncemizin tersini söyledi mi, onun doğru söyleyip söylemediğine değil,  yanlış kendi düşüncemizi savunmaya bakarız

Eleştirmen M.Fuat bunu şöyle özetler,

“ ....bence, kendisi gibi düşünmeyenlerin düşüncelerine saygı göstermemek, doğrudan doğruya düşünceye saygı göstermemektir. Nedense, azıcık öfke insanoğlunu bu duruma düşürebiliyor...”

Durum bu olması gerekirken, günümüzde tartışmalardan pek hoşlanılmıyor. Hatta özür dilemecesine “Yok canım biz tartışır mıyız!” denebiliyor. Nedeni pek belli olmasa da, biraz da sinirlilik içinde hemen kavgaya dönüşebiliyor. Nedense bir türlü tartışmayı, “tartışma düzeyinde” tutamıyoruz. Bunu başarabilmemiz elimizde ve kimsede bizleri kavga etmeye zorlamıyor.

Tartışmalarda birtakım laf atmalar gibi, veya biraz sataşmalar olabiliyor. Bunu işin tuzu biberi olarak görmek, hoş görü ile karşılamak mümkün.

Büyük tartışmalardan sonra, tarafların daha doğrusu dostların, sanki aralarında hiçbir şey olmamış, hiçbir şey geçmemiş gibi dostluklarını, arkadaşlıklarını sürdürdüklerine, gönül yüceliklerine de şahit olunur.

Sadece karşıtımız olarak saydığımız kimselerle değil, yandaş kimselerle de tartışmak, değer verdiğimiz insanların, yanlış düşüncelerine, davranışlarına zaman buldukça değinmekten de hiç kaçınmamalıyız.

Peki üçüncü bir durum, yani “eleştiri” ile “tartışma” yı ayırt etmek mümkün mü? Yoksa karşılıklı eleştiri yapılırken tartışma da yapılmaz mı? Veya tartışma sırasında eleştiri yapılmaz mı?

Bilhassa TV programlarındaki konuşmalarda, ister sanat, ister hukuk, her türdeki nasıl bir uygulamaya gitmek gerekir. Bence şekil ne olursa olsun bu gibi konuşmaların tartışma veya eleştiri olabilmesi için veya olabilmesi için yine M.Fuat’a kulak vermek gerekir.

“ İster eleştiri olsun ister tartışma,

-- Tartışmaya veya eleştiriye katılanlar tarafından kabul edilebilen, Temiz-doğru-anlaşılır ve herkesçe kabullenen temel ilkeler oluşturulmalı,

-- Öncelikle konuyu ve adını iyi belirlemek gerekir, ( Tarifdeki kapsamı, yoğunluğu, yeğinliği anlam ve ifadesi)

-- Konunun kurallarını araştırmak, elde edilen temel bilgi ve verilerin belirlenmesi gerekir,

Bütün bunların tartışmaya veya eleştiriye katılanlar tarafından kabul edilebilen temiz doğru olabilmesi,

Tartışmaya, eleştiriye girilmesi gerekir diye düşünmekteyim.”

Eğer bugün öğretmenim Memet Fuat sağ olsaydı, bu yazıyı okuduğunda “TARTIŞMALAR” kitabını iyi okuduğumu, yorumladığımı söyler, tatbikatını da benden isterdi.

Bakalım bundan sonraki süreç içinde, Voleybol ailemizde ve günlük yaşamımızda ister yazılı ister sözlü olarak, bu görüşler ile tartışma-eleştiri alanındaki uygulamalar, bize neleri gösterecek ve/veya yaşatacak.

 

SAYGILARIMLA,

ARİTUN HANÇER

4.4.2004